İçeriğe atla

İş Sürekliliği · 28 Ağustos 2026 · 5 dakika okuma

Yedeğiniz var; peki geri dönebiliyor musunuz?

Yedekleme işi kurulu olan kurumların çoğunda asıl sorun yedeğin alınmasında değil, geri dönülebilirliğinde ortaya çıkıyor.

"Yedeğimiz var" cümlesi, kriz anına kadar doğru sanılan bir varsayımdır. Yedekleme işi çalışıyor görünür, ekranda yeşil onay işareti vardır, ancak geri dönüş hiç denenmemiştir. Sorun genellikle yedeğin alınmasında değil, geri dönülebilirliğinde ortaya çıkar.

En sık karşılaşılan üç durum

Birincisi, aylardır sessizce hata veren bir yedek işi. Uyarı e-postaları bir klasöre düşüyordur ve kimse bakmıyordur. İkincisi, kapsam dışı kalmış bir sistem: yeni devreye alınan bir sunucu yedekleme planına eklenmemiştir. Üçüncüsü, yedeğin asıl veriyle aynı ağda ve aynı yetkilerle erişilebilir olması; fidye yazılımı ikisini birden şifreler.

Bu üçü de teknik olarak zor problemler değil. Ortak noktaları, düzenli bir kontrol alışkanlığı olmadığında görünmez kalmaları.

3-2-1 kuralı ve üzerine eklenen madde

Sektörde kabul gören temel yaklaşım 3-2-1 kuralıdır: verinin en az üç kopyası bulunur, bu kopyalar en az iki farklı ortam türünde saklanır ve en az bir kopya farklı bir fiziksel konumda durur.

Fidye yazılımı tehdidi yaygınlaştıkça bu kurala bir madde daha eklenmiştir: kopyalardan en az biri, belirlenen süre boyunca silinemez ve değiştirilemez olmalıdır. Değiştirilemez yedek, saldırgan yönetici yetkisi ele geçirse bile temiz bir dönüş noktasının korunmasını sağlar. Saldırılarda ilk hedefin yedekleri imha etmek olduğu düşünülürse, bu katmanın değeri açıktır.

RPO ve RTO: iki sayı, iki farklı soru

Yedekleme tasarımına başlamadan önce iki sayının kurumla birlikte belirlenmesi gerekir. RPO, geri dönüldüğünde kaybedilmesi kabul edilebilecek en fazla veri miktarını zaman cinsinden ifade eder; dört saatlik bir RPO, en fazla dört saatlik veri kaybının göze alındığı anlamına gelir. RTO ise sistemin ne kadar sürede yeniden çalışır hâle gelmesi gerektiğini belirtir.

Bu iki değer teknik değil ticari kararlardır. "Ne kadar veri kaybını kabul edebiliriz?" sorusunun cevabı bilgi işlemde değil, işin sahibindedir. Belirlenmediğinde ise varsayılan cevap "hiç" olur ve bu, maliyeti gereksiz yere yukarı çeker.

Tatbikat nasıl yapılır?

Geri dönüş testi, üretimi durdurmadan da yapılabilir. Kademeli bir yaklaşım işe yarar: önce tek bir dosyanın geri getirilmesi, sonra bir veri tabanının izole bir ortama açılması, en sonunda tam bir sunucunun test ortamında ayağa kaldırılması.

Her testte ölçülmesi gereken şey yalnızca "döndü mü?" değil, "ne kadar sürede döndü?" sorusudur. Kâğıt üzerinde iki saat yazan bir kurtarmanın ilk denemede sekiz saat sürmesi olağandır; eksik belgelenmiş bir yapılandırma, elde olmayan bir parola veya unutulmuş bir bağımlılık mutlaka çıkar.

Test sonuçları tutanağa bağlanmalıdır. Bu kayıtlar hem iyileştirme listesi üretir hem de denetimlerde tedbirin gerçekten uygulandığının kanıtı olur.

Yedekleme aynı zamanda bir uyum konusudur

6698 sayılı Kanun’un 12. maddesi, veri sorumlusundan kişisel verinin hukuka aykırı erişime karşı korunmasının yanında muhafazasını da sağlamasını bekler. Verinin kalıcı olarak kaybedilmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

Madalyonun diğer yüzü ise saklama süresidir: süresi dolmuş kişisel verinin yedeklerde süresiz durması, imha yükümlülüğüyle çelişir. Bu nedenle yedek saklama süreleri envanterdeki sürelerle hizalanmalı ve imha politikası yedekleri de kapsayacak şekilde yazılmalıdır.

İlgili

Bu konuda yardımcı olduğumuz hizmetler

Sorunuz mu var?

Yazıda değinilen konularda kurumunuza özel değerlendirme için bize yazabilirsiniz.